Amedspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Amedspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2016 Cuma

Ceza sahasında oynayan kulüp: Amedspor


Yıllar önce bir tur ile Barselona’ya turistik bir gezi yapmıştık. Türk rehber eşliğinde yaptığımız yarım günlük şehir turunun bir yerinde, Katalonya Parlamentosu’nun önünde rehberimiz özerk parlamento ve orada konuşulan dil ile Katalan bayrağı hakkında bizleri bilgilendirirken arkamda tura katılan iki kişinin ‘nıç, nıç, nıç’ diye rehberin anlattıklarını ayıplayan tavırlarına şahit olup basmıştık kahkahayı.

Esasında refleks olarak yaptıkları kendi düşünceleri çerçevesinde çok da yanlış değildi. Kendi memleketinde de özerklik isteyen ve bir başka dili konuşan kesimlere nasıl tavır alıyorsa orada da egemen güçten yana tavrını koymuştu hemşerilerimiz. Ne zaman Barselona maçı izlesem aklıma bu sahne gelir. Bu anlamda Barselona maçlarının her hafta ekranlara sansürlü yansıması en doğrusu olmalıdır. Neden kendi ülkemizde benzer talepleri ekranlara yansıtmazken el alemin ‘özgürlük’, ‘bağımsızlık’ taleplerini ve ‘ayrılıkçı’ bayraklarını izlemek zorunda kalalım ki? İşin ucunda Messi, Arda olsa bile ayrılıkçı haykırışları çekmek zorunda mı bu millet canım? Ailenle oturmuş güzel bir Barça maçı izlemek için televizyonu bir açıyorsun karşında nal gibi ‘Katalonya İspanya değildir’ yazan bir pankart. Oyyy! Çocuğunun mu gözünü kapatacaksın, eşini mi bu günah laftan koruyacaksın? Alimallah ya bir kupa maçında ülkemizde de böyle bir pankart açılırsa? (Geçen sene Azerbeycan’da oynanan Barselona – Sevilla UEFA Süper Kupa Final maçında Barselona tribününden 40 dakika sarkıtılan koca Kürdistan bayrağını TRT’den izlerken de aynı paniğe kapılmıştı zaten o kişilik. Yine mi Barselona?! Esas bölücü bunlar vallaha, hep onların başının altından çıkıyor zaten bu özerklik, öz yönetim falan. Kesin bu TAK’ın da bunların Tiki-Taka’sıyla bir alakası vardır. Aydınlık bu konuyu araştırsa iyi olur.)



Allahtan bizde açılmaya çalışılanlar en fazla çocukların öldürülmemesiyle falan alakalı. Ona da zaten gerekli muameleyi göstermekte geç kalmıyorlar.

Solun futbola bakışında ezberi bozamama sanatı
Şahsen çok yerde, uzun zamandır yazdım. Herhalde uzun zaman yazmam diyordum ama on yılda bir tekrar etmek işin doğasında varmış demek ki. Belli klişeler var ki böyle dönemsel ortaya çıkıveriyor. İşte onlardan biri de şu meşhur futbol-afyon ilişkisi ve ardından gelen Salazar’ın 3F’si. Daha da var da şimdilik buradan devam edelim.

Çok uzatmadan, kısaca şöyle söyleyeyim: Hayatta her şey kitlelerin afyonu olabilme potansiyelini taşır. Sinema da,  Metrobüs de, çalışmak da, Facebook da pek ala kitlelerin afyonu olabilir.  Afyonluk, söz konusu  şeylerin tam da verili düzenin devamı için nasıl bir manivela rolü üstlendikleriyle alakalı bir durumdur. Çubuğu tersine bükebilme kabiliyeti gösterebilirseniz afyonun keyif verici özelliğiyle karşı karşıya kalmanız da olasıdır.

Son yılların politikleşen tribün mücadelesi bu açıdan dikkate değerdir. En tepe noktasına Gezi Direnişi ile ulaşan taraftar hareketinin yarattığı etki neredeyse devrimci hareketin kitlelerin militanlaştırılması hedefinin yaşama geçmiş hali gibiydi. Gezi sonrası sezonun pek çok stadı ortalama sol bir mitingde atılan kadar siyasi slogana sahne olmuştur herhalde. Ali İsmail Korkmaz’ın ailesinin Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda izledikleri maç sonrası binlerce insanın attığı ‘Katil devlet hesap verecek’ sloganı ise bu siyasileşmenin en uç noktasıydı. Bundan ötesi ise Türkiye sol siyasetinin ana sorunuyla bizi yüz yüze bırakır ki bu artık futbolun ve onun yarattığı etkinin konusu değildir: Bunca politikleşmiş insanın örgütlenme sorununu sol siyasi partiler çözemezse kitleler ne yapsın?

Amedspor ceza sahasına girdi
Bu kısa girizgahtan sonra son günlerin futbol–politika sarmalında yer alan konusuna gelelim: Amedspor. Öncelikle konuyu bir yerli yerine oturtalım. Kafalarda var olan Diyarbakırspor-Amedspor karışıklığına bir açıklık getirelim. Diyarbakırspor 1968 yılında kurulmuş ve 2013 yılında kapanma noktasına gelmiş ve yıllarca en üst ligde mücadele etmiş bir kulüptür.  Amed SK ise 1990 yılında amatör olan bir kulübün Diyarbakır Belediyesi tarafından satın alınarak önce Diyarbakır Belediyespor, sonra da sırasıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi DİSKİspor, yine Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor ve en son bugün Amedspor olarak adlandırılan Amed Sportif Faaliyetler adını almıştır. Bu iki kulübün dışında Diyarbakır’da bir de Diyarbekirspor vardır. Bu kulüp de geçmişte Yeni Diyarbakırspor ismiyle faaliyet sürdürürken Diyarbakırspor’un kapanma durumuyla karşı karşıya kalmasıyla kulübün boşa çıkan amblem ve renklerine sahip çıkarak ismini Diyarbekirspor olarak değiştirmiştir.

Diyarbakır’da genel durum böyledir. Şimdi bunu neden yazma gereği duydum? Şunun için; Diyarbakırspor’un bir dönem devlet projesi olarak ele alınıp afyon olarak kullanılma durumu ile bugünkü Amedspor’un durumunun birbirine karıştırılmasına engel olmak için. Evet, bir dönem Diyarbakırspor devletin tüm imkanlarıyla desteklenmiş, başarılı olması için ilginç yöntemlere dahi başvurulmuştu. Fakat bölgenin ve şehrin genel yapısı bu durumun çok da uzun soluklu bir proje haline gelmesine imkan tanımamış ve hızlı bir düşüş ile süreç en dip noktada sonlanmıştır. (Kuşkusuz bu düşüşün başka nedenleri de vardır ama onlar bambaşka bir yazının konusudur.) Yani futbol dünyasına en yabancı ama en klişe tabirlere teşne okur için şöyle ifade edeyim: Devletin Diyarbakırspor’dan ‘milli’ bir takım yaratma çabası Barselona karşısındaki  Espanyol gibi kalmıştır. (Espanyol, Barselona şehrinde bulunan diğer takımdır ve İspanyollar tarafından kurulmuştur. Şu anda onlar da kendilerini Katalan olarak tanımlasalar da uzun yıllar Katalanlara karşı merkezi hükümeti temsil etmişlerdir.)

Bağımsız taraftarlık örnekleri: Barikat ve Mor Barikat
İşte bugün Amedspor’un yarattığı etki, 1999’da Diyarbakır Belediyesi’nin DEHAP tarafından kazanılmasıyla birlikte şehrin değişen ruhuyla oluşmaya başlamıştır. Malumunuz, futbol onca sorun arasında ilk sırayı almamaktadır. O yüzden bu süreç biraz zamana yayılarak yaşanmaktadır. Şehrin yukarda bahsettiğimiz ruh haline yakın kısmı yavaş yavaş gözlerini Diyarbakırspor’dan çekerek DİSKİspor ve sonra da Büyükşehir Belediyespor’a çevirmişti. İlginin artması ise kulübün ismini değiştirip Amed adını alması ile oldu. Daha doğrusu tüm ülkeye yayıldı. Bu ilgiyi perçinleyen şey ise kulübün bağımsız taraftar oluşumunun ortaya çıkmasıydı. İsimlerini de şehrin ruhuna uygun olarak  Barikat olarak seçmişlerdi ve futbolun alışılmış erkek egemen yapısını gerileten kadın taraftarlar Mor Barikat ismiyle organize oldular. Bu tip tribün grupları genelde isim olarak kalır ve ortalıkta efsane olarak dolaşırlar. Fakat Amedspor’un tribün karşılığı olarak bu isimlerin şehir efsanesinden çok, kalabalıkları organize eden bir yapısının olması, gittikleri her şehirde bırakın kendilerine ayrılan tribünü, stadın geri kalanını da dolduracak kadar insan çekmeleri ilginin ne kadar çok ve gerçek olduğunu göstermesi açısından önemli.

Tarihsel mücadelelerin spor müsabakalarına yansımış biçimleri ister istemez sahalara bambaşka sorunları yükler. ABD-İran, Fransa-Cezayir, Almanya-Hollanda, Celtic-Glaskow Rangers, vb. karşılaşmalar hep spordan öte anlamlar yüklenen karşılaşmalar olmuştur. Şu an Amedspor’un yüklendiği misyon da biraz bu yöne doğru gitmekte, temsil ettiği nitelik kendisini bir kulüpten daha fazlasına doğru taşımaktadır. Geçmişin Diyarbakırspor’unun bir dönem için ‘Espanyollaştığı’ noktada Amedspor da ‘Barselonalaşma’ durumu ile karşı karşıyadır denebilir. Bunu sportif başarı ve Barselona’nın endüstriyel futbolda tuttuğu yer olarak okumayın lütfen. Katalanların gözünde FC Barselona’nın kimlik ve temsiliyet anlamında edindiği meşru yerdir burada kast edilen.

Bu durumun devletin de bu anda istediği bir şey olmadığı görülmektedir. Kulübün aldığı cezalar bunun en iyi göstergesidir. Maddi cezalar, seyircisiz oynama cezaları, futbolcuya kesilen cezalar hep dile getirildiği biçimde çifte standart içerisinde yanlı verilmiş cezalardır ve bu yaklaşım da devlet açısından Amedspor karşısındaki konumlanmayı netleştirir. Resmi cezaların yanı sıra kulübün isminin canlı yayınlarda söylenmemesi, spikerlerin açık biz-onlar şeklinde yaklaşımları, ekranlardan kaçırılan görüntüler de hep bu resmi yaklaşımın sonuçlarıdır.

Bu arada şunu da belirtmeden geçmeyelim, bugün Amedspor popüler olduğu için ön planda durmakta ve çok konuşulmaktadır. Yoksa benzer durumlar bölge takımlarının hepsi için geçerlidir.  Dersimspor’un, Cizrespor’un yaşadıklarını ayrı ayrı anlatmak gerekir.

Başka bir spor mümkün
Tekrar Amedspor’a dönecek olursak, eşşeğin sevmediği hesabı, Amedspor bugün devletin burnunda biten ottur. Her yerden susturulmaya çalışılan barış çağrılarının yeşil sahalarda dile gelmesidir. Beyaz şovun Ayşe öğretmeni gibidir. Bir suç yoktur ortada ama ceza sahasında hakemin uydurduğu kusurlu bir hareket vardır.

Günün ağırlaşan siyasi havası içinde Amedspor’un varlığı bu havayı dağıtıcı bir rol oynuyor mu diye bir bakmak lazım.  Dağıtıcı bir pozisyonu olmadığı kolayca görülecektir. Ama futbol ile ilgilenenler açısından olayın popülizme kurban gitmesi her halde en üzücü şey olur. Ardına bir şehri ve şehirden öte bir ruhu almış kulübün kendi anlayışı etrafında toparlanarak ortaya bir Barselona modeli çıkartmaması için hiçbir engel yoktur. Hele içinde bulunduğu atmosferde herkes öz yönetim havası solurken ve Rojava’da bambaşka bir hayat yeşermeye başlamışken.

Spor ve özellikle kitleleri peşinden sürükleyen spor dalları, oluşturduğu mitler ve elde ettiği başarılar ile beraber belli modeller oluşturabilir ise ortaya herkese keyif verici bir madde çıkar. Amedspor bu modelin olumlu anlamda sinyallerini vermektedir. Bu bünyede özellikle kadınların spor sahalarında ve tribünlerinde yer bulması oldukça önemlidir. (Mor Barikat’ın yanı sıra Amedspor’un kadın futbol takımını takip etmenizi öneririm.)



Velhasıl, Amedspor kendi bağımsız yolunu çizerek sahalarımızda pek görmediğimiz hareketleri geliştirmeye müsait bir ortamdadır. Devletin bugüne kadar farklı yollarla geliştirmeye çalıştığı uyutma projelerine karşı uyanış projeleri ile Barselonalaşma ve St. Paulileşme hamlesi pek ala mümkündür. Bu yönde atılacak adımlar futbolu cendere altına almış olan endüstriyelleşme sömürüsüne de güzel bir cevap olma özelliğini taşıyacaktır. Eşit ve özgür bir hayat mücadelesinde neden farklı bir spor anlayışı da yeşermesin ki?


Yanlış anlaşılmasın, bu yazı tepeden bakan bir akıl verme yazısı değildir. Tamamen şahsi gözleme dayalı temenni yazısıdır. Elbet kulübün sahipleri olan üyeler, taraftarlar, şehir halkı ve yöneticiler buna beraber karar vereceklerdir. Temennimiz şudur ki; Amedspor için oyunun neredeyse tamamı ‘ceza’ sahasında oynanıyorken neden pozisyonlar gole çevrilmesin?


28 Eylül 2015 Pazartesi

'Ah keşke St. Pauli İstanbul'a gelse...'

Elimizde Amedspor var, olmaz mı?


Kartalspor: 3 - Amedspor: 1



Adettendir, fikstürler açıklanınca büyük maçlara filan bakılır. Bir de takip ettiğin takımların şehre ziyaret maçlarına. Amedspor da takip ettiğimiz bir takım. Tribün grubu çok eski değil ama çabaları çok tanıdık. Şehre geliş tarihleri de müsait ve de bizim yakaya geliyorlar. Üstelik de tribününü yakından takip ettiğimiz ve dostlarımız da olan Kartalspor'a. Bu fırsatı kaçırmamak lazım dedik ve yollara döküldük.

Yazının başlığına sonra değineceğim. Şimdilik günün özeti: Amedspor’un geleceğini öğrendiğimizde ufak bir organizasyon yapıp yönümüzü Kartal’a çevirdik. Sabahın seller götüren havası bir anda Temmuz sıcağına döndü ya aklımıza 2015 Newroz’unda Amed’deki güneş açan sahne gelmedi değil J Neyse, ekibin buluşması, bilet işinin çözülmesi derken Kartalspor tribünlerinden dostlarla muhabbet ile beraber Yeldeğirmeni Dayanışma’dan arkadaşların da gelişiyle stada doğru yöneldik.

Misafir tribün girişinde cepteki bozuklukları eritirken şahit olduğumuz durum çok tanıdıktı ve tanıdık olunca ister istemez kendinizi işin içinde buluveriyorsunuz. Evet, Barikat grubu Diyarbakır’dan otobüsle gelmiş ve pankartları 24 saat önce getirilmediği için tribüne sokulmuyordu. Pek çok tribünde içeri sokulması dert olan pankart burada grubun ismiyle beraber iki katı zorlaştırılmış bir dirençle karşılaşıyordu. Spor Büro’nun insanın yüzüne gülen ama gülüşündeki anlamı gözlerinden okuduğumuz amiri ortamı sakince sertleştirmek için tüm yetkisini gözler önüne sererek ‘büyük’ bir zafere imza attı.

İçeri geçtiğimizde maç başlamak üzereydi. Kartalspor’un misafire ayrılan Maraton tribünü sahayı görmek için çok çaba sarfetmeniz gereken bir yapıya sahip. Bu açıdan maçın detayları üzerine çok bir şey beklemeyin bu yazıdan. Tribünsel olarak ise öncelikle Barikat Grubu’na helal olsun. Çok zor şartlarda tribüncülük yaparak bir grubu var etmeye ve bir takımı desteklemeye çalışıyorlar. Özgün besteleri ile sahaya seslerini duyuruyorlar. İçinde, artık şehirle özdeşleşmiş ‘direnç’ kelimesi geçmeyen neredeyse hiç besteleri yok ki bu kelime takım için de sahadaki ruhu tanımlıyor. Şartlar her yandan direnmeyi zorunlu kılıyor. Bu anlamı ile sahada oynanan oyun da yaşam mücadelesinin bir parçası. Yani kendi başına politik. Üzerine ekstradan politik sos dökmenize gerek yok. Dökseniz de aynı tadı vermiyor. Bu noktada da Barikat’ın işi iki kat zorlaşıyor ki, tribüne gidince bunu da çok net anlıyorsunuz. Bu noktaya birazdan döneceğim.



Amedspor tribünü çok genç. Bu gençlik hem bir avantaj hem de dezavantaj. Avantajı enerjisinde. Dezavantajı ise, tribün her anlamda çıkan sorunları çözüme kavuşturmak için yaşını almış bir kitleye ihtiyaç duyar. Eminim Amed’de böyle değildir ama deplasmanda böyle olması biraz sıkıntı. Dersimsporluların desteği de gözden kaçmadı.

Beste üretme işinde fena değiller ve zaman geçtikçe daha oturacak gibi. ‘Diren ha Diyarbekir diren’ oldukça popüler. Ve her popüler olan şey gibi kitle tarafından hemen tüketilmek isteniyor. Ama Barikat’ın tribüncü refleksi ve direnci bu noktada gelenek yaratma adına oldukça önemli. Besteyi her zaman yaptıkları gibi maçın sonuna kadar söyletmiyorlar. Sadece onu söylemeye gelmiş ve tribünü bu noktada ateşlemek isteyen seyircilere inat. Bu inat oldukça anlamlı. Çünkü böyle inatlarla tribününüzün bir geleneği oluyor. Setten bu tip seyircilere sürekli müdahale ediliyor ve haklılar da. Diğer besteleri de en az onlar kadar coşkulu, tanıdık ve direnç dolu. Neden onları da aynı coşkula söylemiyorlar? derken benzer bir uyarı yapılıyor: Siz sadece bunu söylemek için mi geliyorsunuz tribüne?

Setten uyarı demişken, Barikat’ın tribüne müdahaleleri oldukça yerinde ve etkileyici. Hele küfür konusunda oldukça netler ki görmelisiniz. Bireysel edilen küfürlere bile uyarı yapılıyor. ‘Bu tribün Amedspor tribünüdür ve şehrimizi temsil ediyor. Amed’e yakışan şekilde burada bulunacağız ve küfür kesinlikle edilmeyecek. Küfür eden bizden değildir. Buraya analarımız, bacılarımız da geliyor.' Bunda Mor Barikat isimli kadın taraftar grubunun varlığının da etkisi olduğu gözlenmiyor değil :)



Çok kısa bir süre Kartalspor tribünlerinden yükselen ve hemen tribünün arkasındaki Ülkü Ocağı’ndan da yankısını bulan yönelişe Amedspor tribününden politik karşı koyuşa ise tribün kendi içinde tepkisini vermekte gecikmedi. Tribün dilini oluşturma ve o dilden konuşma anlamında bu müdahale oldukça etkili ve önemliydi.  Benzer tepkiyi kendi tribününde Kartalspor’da koydu uzaktan gördüğümüz kadarıyla. Ve hemen ardından karşılıklı atılan ayrımcılık karşıtı ve kardeşlik vurgulu sloganlar işin rengini hemen belli etti.

Bu noktada Kartalspor tribünlerine de değinmek gerek. İçinden geçtiğimiz dönemin hassasiyetine uygun bir biçimde provokasyona izin vermeyen Kartalsporluları tebrik etmek gerek. Zaten bu yaklaşımın bir sonucu olarak Barikat da Kartalspor tribününü Diyarbakır’da ağırlayacağı günü beklediğini ifade etmiş. Umarız bu ağırlamayı yapacak bir ortamda olur rövanş.

Maç Kartalspor’un 3-1 galibiyetiyle bitti. Kısıtlı imkanlar ile gördüğümüz kadarıyla ortada bir maçtı.

Gelelim başlığa

İstanbul St. Pauli sevdalılarının oldukça fazla olduğu bir şehir. St. Pauli popülizmi neredeyse futbola sevdalı her solcunun damarlarında geziyor. Bu popülizmi yaratan en temel neden St. Pauli’nin kendini konumlandırdığı zemin. Ezilenden yana, hakça, adil bir dünya görüşünün vücut bulduğu bir spor kulübü St. Pauli. Dünkü maçtan çıkarken minibüs yolculuğunda düşündüm, acaba St. Pauli İstanbul’a bir maça gelse ne olurdu diye. Hakkaten ne olurdu? Günler, haftalar öncesinden pankartlar hazırlanır, biletler kovalanır, bağlantılar kurulur ve maç günü acayip mesajlar verilirdi dosta düşmana. Artık günlük kıyafetlerin ayrılmaz bir parçası olmuş kuru kafalı St. Pauli ikonları göğüsler gerile gerile giyilerek tribünlerden kardeşlik filan sloganları atılırdı herhalde. Benzer mesajları veren bir kulüp neden benzer tepkiler ile karşılanmaz insanda ister istemez merak uyandırıyor. Üstelik Deniz Naki gibi St. Pauli’nin bağrından kopup gelmiş bir değer de varken? Ah o popülizm yok mu? Yükselenler Çarşı, St. Pauli olurken alçalanlar dayanışma ve mücadele oluyor.