Barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Barcelona etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2016 Cuma

Ceza sahasında oynayan kulüp: Amedspor


Yıllar önce bir tur ile Barselona’ya turistik bir gezi yapmıştık. Türk rehber eşliğinde yaptığımız yarım günlük şehir turunun bir yerinde, Katalonya Parlamentosu’nun önünde rehberimiz özerk parlamento ve orada konuşulan dil ile Katalan bayrağı hakkında bizleri bilgilendirirken arkamda tura katılan iki kişinin ‘nıç, nıç, nıç’ diye rehberin anlattıklarını ayıplayan tavırlarına şahit olup basmıştık kahkahayı.

Esasında refleks olarak yaptıkları kendi düşünceleri çerçevesinde çok da yanlış değildi. Kendi memleketinde de özerklik isteyen ve bir başka dili konuşan kesimlere nasıl tavır alıyorsa orada da egemen güçten yana tavrını koymuştu hemşerilerimiz. Ne zaman Barselona maçı izlesem aklıma bu sahne gelir. Bu anlamda Barselona maçlarının her hafta ekranlara sansürlü yansıması en doğrusu olmalıdır. Neden kendi ülkemizde benzer talepleri ekranlara yansıtmazken el alemin ‘özgürlük’, ‘bağımsızlık’ taleplerini ve ‘ayrılıkçı’ bayraklarını izlemek zorunda kalalım ki? İşin ucunda Messi, Arda olsa bile ayrılıkçı haykırışları çekmek zorunda mı bu millet canım? Ailenle oturmuş güzel bir Barça maçı izlemek için televizyonu bir açıyorsun karşında nal gibi ‘Katalonya İspanya değildir’ yazan bir pankart. Oyyy! Çocuğunun mu gözünü kapatacaksın, eşini mi bu günah laftan koruyacaksın? Alimallah ya bir kupa maçında ülkemizde de böyle bir pankart açılırsa? (Geçen sene Azerbeycan’da oynanan Barselona – Sevilla UEFA Süper Kupa Final maçında Barselona tribününden 40 dakika sarkıtılan koca Kürdistan bayrağını TRT’den izlerken de aynı paniğe kapılmıştı zaten o kişilik. Yine mi Barselona?! Esas bölücü bunlar vallaha, hep onların başının altından çıkıyor zaten bu özerklik, öz yönetim falan. Kesin bu TAK’ın da bunların Tiki-Taka’sıyla bir alakası vardır. Aydınlık bu konuyu araştırsa iyi olur.)



Allahtan bizde açılmaya çalışılanlar en fazla çocukların öldürülmemesiyle falan alakalı. Ona da zaten gerekli muameleyi göstermekte geç kalmıyorlar.

Solun futbola bakışında ezberi bozamama sanatı
Şahsen çok yerde, uzun zamandır yazdım. Herhalde uzun zaman yazmam diyordum ama on yılda bir tekrar etmek işin doğasında varmış demek ki. Belli klişeler var ki böyle dönemsel ortaya çıkıveriyor. İşte onlardan biri de şu meşhur futbol-afyon ilişkisi ve ardından gelen Salazar’ın 3F’si. Daha da var da şimdilik buradan devam edelim.

Çok uzatmadan, kısaca şöyle söyleyeyim: Hayatta her şey kitlelerin afyonu olabilme potansiyelini taşır. Sinema da,  Metrobüs de, çalışmak da, Facebook da pek ala kitlelerin afyonu olabilir.  Afyonluk, söz konusu  şeylerin tam da verili düzenin devamı için nasıl bir manivela rolü üstlendikleriyle alakalı bir durumdur. Çubuğu tersine bükebilme kabiliyeti gösterebilirseniz afyonun keyif verici özelliğiyle karşı karşıya kalmanız da olasıdır.

Son yılların politikleşen tribün mücadelesi bu açıdan dikkate değerdir. En tepe noktasına Gezi Direnişi ile ulaşan taraftar hareketinin yarattığı etki neredeyse devrimci hareketin kitlelerin militanlaştırılması hedefinin yaşama geçmiş hali gibiydi. Gezi sonrası sezonun pek çok stadı ortalama sol bir mitingde atılan kadar siyasi slogana sahne olmuştur herhalde. Ali İsmail Korkmaz’ın ailesinin Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda izledikleri maç sonrası binlerce insanın attığı ‘Katil devlet hesap verecek’ sloganı ise bu siyasileşmenin en uç noktasıydı. Bundan ötesi ise Türkiye sol siyasetinin ana sorunuyla bizi yüz yüze bırakır ki bu artık futbolun ve onun yarattığı etkinin konusu değildir: Bunca politikleşmiş insanın örgütlenme sorununu sol siyasi partiler çözemezse kitleler ne yapsın?

Amedspor ceza sahasına girdi
Bu kısa girizgahtan sonra son günlerin futbol–politika sarmalında yer alan konusuna gelelim: Amedspor. Öncelikle konuyu bir yerli yerine oturtalım. Kafalarda var olan Diyarbakırspor-Amedspor karışıklığına bir açıklık getirelim. Diyarbakırspor 1968 yılında kurulmuş ve 2013 yılında kapanma noktasına gelmiş ve yıllarca en üst ligde mücadele etmiş bir kulüptür.  Amed SK ise 1990 yılında amatör olan bir kulübün Diyarbakır Belediyesi tarafından satın alınarak önce Diyarbakır Belediyespor, sonra da sırasıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi DİSKİspor, yine Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor ve en son bugün Amedspor olarak adlandırılan Amed Sportif Faaliyetler adını almıştır. Bu iki kulübün dışında Diyarbakır’da bir de Diyarbekirspor vardır. Bu kulüp de geçmişte Yeni Diyarbakırspor ismiyle faaliyet sürdürürken Diyarbakırspor’un kapanma durumuyla karşı karşıya kalmasıyla kulübün boşa çıkan amblem ve renklerine sahip çıkarak ismini Diyarbekirspor olarak değiştirmiştir.

Diyarbakır’da genel durum böyledir. Şimdi bunu neden yazma gereği duydum? Şunun için; Diyarbakırspor’un bir dönem devlet projesi olarak ele alınıp afyon olarak kullanılma durumu ile bugünkü Amedspor’un durumunun birbirine karıştırılmasına engel olmak için. Evet, bir dönem Diyarbakırspor devletin tüm imkanlarıyla desteklenmiş, başarılı olması için ilginç yöntemlere dahi başvurulmuştu. Fakat bölgenin ve şehrin genel yapısı bu durumun çok da uzun soluklu bir proje haline gelmesine imkan tanımamış ve hızlı bir düşüş ile süreç en dip noktada sonlanmıştır. (Kuşkusuz bu düşüşün başka nedenleri de vardır ama onlar bambaşka bir yazının konusudur.) Yani futbol dünyasına en yabancı ama en klişe tabirlere teşne okur için şöyle ifade edeyim: Devletin Diyarbakırspor’dan ‘milli’ bir takım yaratma çabası Barselona karşısındaki  Espanyol gibi kalmıştır. (Espanyol, Barselona şehrinde bulunan diğer takımdır ve İspanyollar tarafından kurulmuştur. Şu anda onlar da kendilerini Katalan olarak tanımlasalar da uzun yıllar Katalanlara karşı merkezi hükümeti temsil etmişlerdir.)

Bağımsız taraftarlık örnekleri: Barikat ve Mor Barikat
İşte bugün Amedspor’un yarattığı etki, 1999’da Diyarbakır Belediyesi’nin DEHAP tarafından kazanılmasıyla birlikte şehrin değişen ruhuyla oluşmaya başlamıştır. Malumunuz, futbol onca sorun arasında ilk sırayı almamaktadır. O yüzden bu süreç biraz zamana yayılarak yaşanmaktadır. Şehrin yukarda bahsettiğimiz ruh haline yakın kısmı yavaş yavaş gözlerini Diyarbakırspor’dan çekerek DİSKİspor ve sonra da Büyükşehir Belediyespor’a çevirmişti. İlginin artması ise kulübün ismini değiştirip Amed adını alması ile oldu. Daha doğrusu tüm ülkeye yayıldı. Bu ilgiyi perçinleyen şey ise kulübün bağımsız taraftar oluşumunun ortaya çıkmasıydı. İsimlerini de şehrin ruhuna uygun olarak  Barikat olarak seçmişlerdi ve futbolun alışılmış erkek egemen yapısını gerileten kadın taraftarlar Mor Barikat ismiyle organize oldular. Bu tip tribün grupları genelde isim olarak kalır ve ortalıkta efsane olarak dolaşırlar. Fakat Amedspor’un tribün karşılığı olarak bu isimlerin şehir efsanesinden çok, kalabalıkları organize eden bir yapısının olması, gittikleri her şehirde bırakın kendilerine ayrılan tribünü, stadın geri kalanını da dolduracak kadar insan çekmeleri ilginin ne kadar çok ve gerçek olduğunu göstermesi açısından önemli.

Tarihsel mücadelelerin spor müsabakalarına yansımış biçimleri ister istemez sahalara bambaşka sorunları yükler. ABD-İran, Fransa-Cezayir, Almanya-Hollanda, Celtic-Glaskow Rangers, vb. karşılaşmalar hep spordan öte anlamlar yüklenen karşılaşmalar olmuştur. Şu an Amedspor’un yüklendiği misyon da biraz bu yöne doğru gitmekte, temsil ettiği nitelik kendisini bir kulüpten daha fazlasına doğru taşımaktadır. Geçmişin Diyarbakırspor’unun bir dönem için ‘Espanyollaştığı’ noktada Amedspor da ‘Barselonalaşma’ durumu ile karşı karşıyadır denebilir. Bunu sportif başarı ve Barselona’nın endüstriyel futbolda tuttuğu yer olarak okumayın lütfen. Katalanların gözünde FC Barselona’nın kimlik ve temsiliyet anlamında edindiği meşru yerdir burada kast edilen.

Bu durumun devletin de bu anda istediği bir şey olmadığı görülmektedir. Kulübün aldığı cezalar bunun en iyi göstergesidir. Maddi cezalar, seyircisiz oynama cezaları, futbolcuya kesilen cezalar hep dile getirildiği biçimde çifte standart içerisinde yanlı verilmiş cezalardır ve bu yaklaşım da devlet açısından Amedspor karşısındaki konumlanmayı netleştirir. Resmi cezaların yanı sıra kulübün isminin canlı yayınlarda söylenmemesi, spikerlerin açık biz-onlar şeklinde yaklaşımları, ekranlardan kaçırılan görüntüler de hep bu resmi yaklaşımın sonuçlarıdır.

Bu arada şunu da belirtmeden geçmeyelim, bugün Amedspor popüler olduğu için ön planda durmakta ve çok konuşulmaktadır. Yoksa benzer durumlar bölge takımlarının hepsi için geçerlidir.  Dersimspor’un, Cizrespor’un yaşadıklarını ayrı ayrı anlatmak gerekir.

Başka bir spor mümkün
Tekrar Amedspor’a dönecek olursak, eşşeğin sevmediği hesabı, Amedspor bugün devletin burnunda biten ottur. Her yerden susturulmaya çalışılan barış çağrılarının yeşil sahalarda dile gelmesidir. Beyaz şovun Ayşe öğretmeni gibidir. Bir suç yoktur ortada ama ceza sahasında hakemin uydurduğu kusurlu bir hareket vardır.

Günün ağırlaşan siyasi havası içinde Amedspor’un varlığı bu havayı dağıtıcı bir rol oynuyor mu diye bir bakmak lazım.  Dağıtıcı bir pozisyonu olmadığı kolayca görülecektir. Ama futbol ile ilgilenenler açısından olayın popülizme kurban gitmesi her halde en üzücü şey olur. Ardına bir şehri ve şehirden öte bir ruhu almış kulübün kendi anlayışı etrafında toparlanarak ortaya bir Barselona modeli çıkartmaması için hiçbir engel yoktur. Hele içinde bulunduğu atmosferde herkes öz yönetim havası solurken ve Rojava’da bambaşka bir hayat yeşermeye başlamışken.

Spor ve özellikle kitleleri peşinden sürükleyen spor dalları, oluşturduğu mitler ve elde ettiği başarılar ile beraber belli modeller oluşturabilir ise ortaya herkese keyif verici bir madde çıkar. Amedspor bu modelin olumlu anlamda sinyallerini vermektedir. Bu bünyede özellikle kadınların spor sahalarında ve tribünlerinde yer bulması oldukça önemlidir. (Mor Barikat’ın yanı sıra Amedspor’un kadın futbol takımını takip etmenizi öneririm.)



Velhasıl, Amedspor kendi bağımsız yolunu çizerek sahalarımızda pek görmediğimiz hareketleri geliştirmeye müsait bir ortamdadır. Devletin bugüne kadar farklı yollarla geliştirmeye çalıştığı uyutma projelerine karşı uyanış projeleri ile Barselonalaşma ve St. Paulileşme hamlesi pek ala mümkündür. Bu yönde atılacak adımlar futbolu cendere altına almış olan endüstriyelleşme sömürüsüne de güzel bir cevap olma özelliğini taşıyacaktır. Eşit ve özgür bir hayat mücadelesinde neden farklı bir spor anlayışı da yeşermesin ki?


Yanlış anlaşılmasın, bu yazı tepeden bakan bir akıl verme yazısı değildir. Tamamen şahsi gözleme dayalı temenni yazısıdır. Elbet kulübün sahipleri olan üyeler, taraftarlar, şehir halkı ve yöneticiler buna beraber karar vereceklerdir. Temennimiz şudur ki; Amedspor için oyunun neredeyse tamamı ‘ceza’ sahasında oynanıyorken neden pozisyonlar gole çevrilmesin?


24 Nisan 2010 Cumartesi

This is not Barcelona

Yazıları yavaş yavaş burada toplayalım
1 sene olmuş gideli. Arşivden bir Barcelona ziyareti yazısı.

11-12 Nisan 2009
Barcelona: 2 Reactico Huelva: 0

Yurtdışında maç izlemek uzun yıllardır gerçekleştirmek istediğim bir şeydi. Ama bir türlü olmamıştı. 2 yıl önce 2007'de ilk defa bu fırsatı yakalama şansım olmuştu ama Sevillalı fubolcu Puerte sahada ölünce maç ertelendiği için AEK maçını izleme şansım olmamıştı. Şimdi ise kısa süre önce organize edilen bir seyahatin önemli bir parçası olmuştu bu şans. Barcelona'ya yapılan 4 günlük bir tatilin içinde o tarihlere denk gelen bir maç vardı; Barca-R. Huelva La Liga karşılaşması. Seyahatin çok talihsiz bir tarihle çakışması içimde bir sıkıntı yaratsa da yapacak çok şeyimin olmamasını bu maç ile hafifletmekten başka seçenek yoktu elde.

her tur ters giden ise ragmen vizeyi alinca gidis kesinlesmisti. e gidis kesinlesince mac biletini almak da kacinilmazlasmisti. internetten kolayca alinan bilet (gerci bileti ele alana kadar halen bunu becerebildigime inanmamistim ya) nou camp'in (ya da camp nou'mu?) kapilarini bir anda aralayiverdi haci kardeslerinize. bilet en ucuz yer olan karsi tribunun en ust katindandi. fiyati 40 euro. bizimkine gore pahali ama o tarihlerde istanbulda olsam malum maca en az 100 tl verecen olm deyip verdik eurolari. (o tarihte pahali gelmis bu fiyat ama gecen zaman oldukca yaklastirmis bizi barca’ya)

barcelonaya indik ve gozlerim hemen gazete bayilerini taramaya basladi. sozkonusu olan Barca ve bir gun once bayerne atilan 4 goldü. haliyle sehir gazeteleri olayi kapaktan vermisti. (madrid gazetesi olan AS'da ise haber bilmemkacinci sayfada yer aliyordu. kapakta ise KAKA ve madridin teklifi falan) bi sonraki gun bi de basket takimi final foura kalinca gazeteler kapagi ikiye bolmek zorunda bile kaldilar. ayni 2007-2008’deki biz :)



neyse mac gunu geldi catti. once stada gidip bileti almak lazim. malum stad 100 bin. millet mac saatinde yuklenir falan. sona birakmiyalim. ufak bir arastirma sonucunda hangi metro ile stada gidilecegini cozmek zor olmadi. attik kendimizi metroya. ulan sanki metronun merdivenlerinden direk stada cikacakmisiz gibi. ama o da ne bi yagmur var ki hafiften tad kaciran. ama hazirlikliyiz. fenerbahce yagmurlugumuz var allahtan. metro cikisinin karsisindaki ykm benzeri bir magazada biraz zaman gecirelim diyoruz. kitaplara bakiyorum. iyi ki de bakiyorum. eski bir dostun halen basildigini gormek beni cocukluguma goturuyor, gozleri doluyor. ah ulan milliyet cocuk, ah ulan simsek santrafor... ingilizce olsan alacam serefsizim.


isimizi bitirince kendimizi veriyoruz stad tarafina. 1-2 sorustan sonra bos yollarda karsimiza cikiveriyor 100 binlik yapi. ahanda orada ve gercek. giselerde kuyruga girip bileti tereyagindan kil ceker gibi alinca anliyorum ki biz bu maca harbi girecez. hemen klasik stad onu dukkanlari bir tavaf. seyyarlar yeni aciliyor ama hepsi official. bir kac tanesine boixos nois'i soruyoruz ama hepsinin yuzu dusuyor sorunca. cat pat toplandiklari yonu ogreniyoruz. ve geri kalanini mac saatinde halletmek icin bolgeyi terkediyoruz.


aksam mac saat 20'de. biz 17 gibi stada hareket ediyoruz. malum havayi soluyacagiz, bira icecegiz falan. metroya binerken bir ihtiyar yanasiyor ve atkimizi soruyor. fenerbahce deyince hemen aragones ve guiza diyor ve de ekliyor 'sympatic team'. ehe ehe insan nasilda mutlu oluyor :) yine metro ve yine o durak. inince hemen ilk bakkaldan biralar cebe. bakkal bunlari icemezsiniz orada diyor. ne demek bu ya? sana ne. megersem icerde icemezsiniz diyormus. hay senin ingilizcene. elde bira biraz tedirgin gidiyoruz stad onune. ne de olsa yabancisiyiz ortamin. o sirada yagmur basliyor yine. stadi tavaf ederken hemen nou campin yanindaki salonu goruyoruz. icerde bir mac var ama kimseden ogrenemiyoruz ne maci oldugunu. millet giriyor iceri. sonra goruyoruz giselerde megersem hentbol maciymis. bize gelmez. shopu geziyoruz. urun olayi fenerium gibi. cok carpan birsey yok urun olarak. arada bir tribun gibi bisi yapmislar millet oturup televizyondan eski maclari izliyor. acayip forma kuyrugu var ve aninda isim yazma olayi.

cikiyoruz oradan bi kalabalik. futbolculari bekliyorlar. stadin futbolcu girisinde ama galiba arabalarla geliyorlar. vazgeciyoruz beklemekten. su boixosu bulalim. sora sora barlarini buluyoruz. ufak bir bar ama elemanlar kapida iciyorlar. karsi kaldirimdan bakiyoruz biraz. uzerlerinde atki matki yok elemanlarin. ingiliz cetesi gibiler. bulasmiyoruz. millete sordugumuzda neden suratlarin dustugu anlasiliyor biraz. ufak ufak stada uzanalim diyoruz. yoldan toplu olarak her yastan takim geciyor. ve her milletten. uzerlerinde esortmanlar 20-25 kisi amerikan bilmemne takimi, isvicre cocuk futbol takimi, fransizlar, belcikalilar, japonlar.... yeter be. sanki birazdan icerde mini bir dunya kupasi duzenlenecek gibi. herkes halinden memnun. yagmur da yagmasa ortam tam bir karnaval havasinda olacak ama kimsenin keyfi kacik degil. turist sayisinin coklugu bizleri sasirtiyor. millet maca degil de barcelonanin seyahat esnasinda gorulecek yerlerinden birini ziyarete gelmis gibi. bazi katalanlar merakla atkilarimiza bakiyor ama ortada o kadar cok kendi formasina giyen var ki biz de arada eriyip gidiyoruz.

ilk kapidan girince stadin yaninda buluyoruz kendimizi. giris önü guzel iki heykelle suslenmis biri kaleci vucudu digeri sut atan futbolcu figuru. bir de butun stadin etrafi dunyanin cesitli yerlerinde kurulan resmi barca kuluplerinin amblemleriyle donatilmis.

giris kapimizi bulup basliyoruz tirmanmaya. tirman tirman tirman bitmiyor. en sonunda variyoruz en tepeye. maca daha yarim saat var ve stad bombos. zaten yagan yagmur katilimi azaltacak gibi. resim cekinip :) en ustte basliyoruz turlamaya. turlarken geyik boyu geciyor. 'ulan bizden baska fenerli varmidir' derken uzaktan son derece tanidik renkler en ustte bir monttan cikmis bize bakiyor. 'yavrum be' deyip adamin ustune atlayinca arkasi donuk arkadas ustumuzdeki renkleri gorunce rahatliyor. ayak ustu hos bes, telsimde kombineleri varmis kari koca filan falan derken. arkadasin esi de yagmurlugunu cikartiyor, ikisinin resimlerini cekip devam ediyoruz turumuza. en sagda en ustte bir grup reactivolu demirlerle cevrilmis yerdeler. ama diger tribunlerin arasinda da tek tek mevcutlar. oturdugumuz yerin onunde de bir huelvali mac baslarken takimini bayragi ve formasiyla selamliyor. biz de bu davranis karsisinda arkadasa oldukca fazla sempati besliyoruz.


mac saati geliyor. stadda tek gurultu oldukca fazla sayidaki cocugun ellerindeki havali korna benzeri ses cikaran duduklerden cikan ses. bu ses butun mac susmuyor. cok sinir bozucu. ve barca marsi basliyor. butun herkes (bizler ve bizim gibiler de) katilabilsin diye skorboarddan kareoke seklinde sozleri geciyor. alismamamisiz tabii. bize oldukca komik geliyor. ve neredeyse tek tezahurat. bizim feener feener seklinde arada alkislarla barca barca. eee otesi yok mu? vallaha yok. kale arkasinda konuclanan az sayida boixoslu kendi halinde bayrak filan salliyor ama turist cogunluk arada birilerinin baslattigi (bu birileri siz de olabilirsiniz) barca barca ya cok merakli. herkes mutlu. bunu bilen boixosta arada bir barca barca yapiyor herkes barca barca. cok komikti ya.

mac basladi ve dakka 1 gol 1. bol gollu gececek gibi derken barcelona vites dusuruyor. arada messi, henry, iniesta falan bi vites yukseltiyorlar ama gerek de gormuyor gibiler. huelva birkac ataktan bos donuyor. biraz becerikli olsalar one bile gecerler ama mac kesinlikle o sekilde bitmez. haa unutmadan barca gol kacirinca staddan 'huiyy' diye bir ses cikiyor. duymaniz lazim. yagmur yagiyor ama herkes israrla oturuyor. ulan ayaga kalkin be. yok nafile. devre arasi geyik yapiyoruz. ikinci yari henrynin ofsayt diye sayilmayan golu, huelvanin kendi kalesine attigi gol, messinin kacirdigi penalti, 70 gibi oyuna giren ersen martin ve hareketlenen huelvanin yakaladigi firsatlar ve ersenin ofsayt gerekcesi ile sayilmayan golu derken 90 dakka tamamlaniyor. sonlara dogru seyirci ayaga kalkiyor ama meksika dalgasi icin. son duduk ve 5 dakkada disardayiz. stad 100binlik ama oldukca bos. ertesi gun ogreniyoruz ki stadda 50bin kisi varmis. metroya yonlenmisken anliyoruz ki staddan cikmak kolay ama metroya binmek zor. yaklasik 30 dakkada binebiliyoruz.

ilk deneyim icin cok parlak bir stad secmemisiz. ortam sirk gibi. barcelona su an sehrin turistik ziyaretlerinden biri. aziz yildirim icin bile sanirim cekilmez bir ortam :) insan orayi gorunce kadikoye sukrediyor.
bir de bu sehirde espanyollu olmak zor be. adamlar kendi maclarinin oldugu gun oldukca sikinti cekiyor olabilirler.

bu mac bitiyor ama karnima agri saplaniyor. ulan yarin esas mac var ve biz ne yapacagiz?

sabah kalkinca ilk is gazetelere saldiriyorum ve orada once haberi sonra da televizyon yayinini buluyorum.
tamam da bunu yayinlayan yeri nereden bulacaz? otele soruyorum, varmis. ama o saatte otelde olamayiz ki. otel beylikduzu mesafesinde. el mecbur sehirde bulacaz bisiler.
bir cok bar ve pub girisinde yayinlanan maclarin listeleri var. her tur futbol, rugby filan mevcut. ama bizimki yok. aklima gordugum bir donerci geliyor ismi A la turca. onlar bilir. ama oraya ulasinca goruyorum ki icerde calisan turk yok. hepsi hintli ve pakistanli. bi yer tarif ediyorlar ama yok oyle bir yer. sonra nemrut diye bir yer vardi ters tarafta oraya gidiyorum ve bir gun once tanistigim adiyamanli cocugu buluyorum. o bana bir yer tarif ediyor. (ismi Temple stone adresi escudellers 24, 08002 tel 93 317 14 24 - birine lazim olursa buradan bulsun. onemli bilgidir paylasalim :) ) en sonunda buluyorum. iste orada. mac 0-0 dakka 36 ve ben televizyon basindayim. ustum yagmurdan, icim terden sirilsiklamim. barin her kosesinde baska bir mac. biz yaklasik 20 kisi seyrediyoruz. birkac gs'li formalari giymisler. bir cubuklu ve bende sapka var gerisi fenerli ama forma filan yok. neyse mac hakkinda soylenecek bir sey yok burada.

gittik ve bunlari gorduk.
bu arada barcelona cok guzel sehir. gorulmeye deger.

11 Nisan 2010 Pazar

Atkı Mania 6


En güzeli :) Kendi atkini kendin yap (DIY). Adamcagiz bakmis kafasina göre atki yok, almis eline sazi.



Bu da üsttekinin antitezi gibi. "Bunun üzerimdekine uygun söyle narcicegi ve ebruli olanindan yok mu" Abla haftasonu oynanan R. Madrid-Barcelona macina gitmis atki seçiyo. Madrid'de Barca atkisi seçtigi için saygi mi duymali yoksa yukardaki sanal diyaloga mi vermeli kestiremedim.



Bu da Portekiz'den bir seyyar. 'Atkidan, sapkadan, bayraktaaan...'


Atkı Mania 5


Geçtiğimiz sene Hillsborough faciasının 20. yıldönümünde yapılan anmadan ilginç bir görüntü. Esasında orası için ilginç değil de bizim için ilginç. Bu arada facianın 15 nisanda facianın 21. yıldönümü.



Nou camp önünde atkı sergisi. Fiyatlara bakar mısınız?
Hakkaten bu şekilde fiyatlar ve de işportada çakma atkı satılmıyor. İçerde official dükkanda ne varsa dışarda da aynı var.



Bence atkı atkı tezgahında satılmalıdır. Turistik eşya satan yerlerde satılan atkılar bana hiç çekici gelmiyor. Tam anlamıyla turistik. Her yerde hemen hemen aynı atkılar. Ama bu dükkandakiler bana biraz farklı gözüktü.


Highbury'deki son maç ve o maça ait çıkarılmış atkıyı satan bir stad önü tezgahı. Atkı böyle satılmalı. Stadın önünde renk renk, çeşit çeşit. Zabıta, polis korkusu olmadan.
7 Mayıs 2006'da Arsenal Wigan ile oynuyor. Bu atkıyı yapanları kutlamak gerek.




Bu da 2006 Dünya Kupasından bir atkı tezgahı.