31 Mart 2010 Çarşamba

Irreductibles '93



Hem sari-Laci hem de Corto Maltese.
Kardes tribün grubum iste budur.
Fransa Toulon'dan Irreductibles.
15. yil kutlamalari Kareografilerinden.


Atkı Mania 2



Hillsborough facia sonrasi Kop tribünü önü.


Tribünde yalnız olmak 3



Agir agir cikacaksin merdivenleri

30 Mart 2010 Salı

Sarıyla lacivert, sevdanın rengisin



Fenerbahçe herşeyim sensin, lay lay lay lay lay lay...


Tribünde yalnız olmak 2



Küçük stad, büyük stad farketmiyor. Kalabalıktan uzak olmak burada huzur vermiyor.


Mister No ve Bir Türlü Bulaşmadığı Futbol'un buluşması



Hayatta zevk aldığımız sayılı şeylerden ikisi futbol ve çizgi roman. Blogun adından da belli zati. Bu ikisi bir araya gelince de yeme de yanında yat.
Mister No'yu tanıyanlar bilir. Tanımayanlar için ise kısa bir özet geçmek gerekirse, kahramanımız 1920'lerde Newyork da dünyaya gelir. İlk maceralarını Amerika'da yaşadıktan sonra (italyan çizgi romanlarının genel özelliği, sinema
çizgi romanın ayrılmaz bir parçası olduğu üzere, tahmin edeceğiniz gibi bu maceralarda 'Bir Zamanlar Amerika'dan 'Cehennem Melekleri'ne ve hatta 'Easy Rider'a kadar pekçok kült filmden izler bulmak mümkün.) İkinci dünya savaşına katılarak japonlara karşı pasifikte ve Almanlara karşı Avrupa'da savaştıktan sonra yine Amerika'ya döner ama burada tutunamayarak 1950'lerin başında Brezilya'ya yerleşir. Savaş sırasında ordu hiyerarşisine başkaldırısı onu er rütbesine kadar düşürür. Ve hatta pasifikte esir düştüğü bir işkence seansından Çin komünistlerinin yardımıyla kurtulması onu kızıllar ile oldukça yakınlaştırır falan filan. Ve tabii adının daha doğrusu lakabının Mister No olması sivil itaatsizliğinden gelmektedir. Gerçek ismi Jerry Drake olan Mister No'nun Brezilya'da yerleştigi yer ise Manaus'tur. Unutmadan Jack Kerouac da Mister No'nun yakın arkadaşları hatta ilham perilerinden biridir maceralarinda.
Neyse bu kısa özet sonrası kahramanımızın Amerika'lı olması onu doğal olarak futboldan uzaklaştırsa da çizgi romanın İtalyan menşeyli olması ister istemez bi yerden futbolu o büyülü dünyaya sokmak zorunda bırakıyor. Ve hele dönem ve mekan olarak meşin yuvarlağın yükselişe geçtiği yer olan Brezilya söz konusu ise. Orijinal olarak İtalya'da yayınlanan seride 223. sayı, Türkiye'de ise Lal yayınlarının yayınladığı aylık seride 19-20. sayılı (Aralık 2003-Ocak 2004) maceralarda Mister No Futbol dünyası ile karsılaşır.
Macerada Manaus'un Nacional takımında oynayan Indıo Mister No ile arkadaşı SS'in dostlarıdır. Kolombia'nin Millionarios' takımına transfer olur ve bu transfer ile birlikte bahis, şike işlerinin içinde debelenirken dostlarından yardım ister ve yükselen Brezilya futbolunun inceliklerini rahatlıkla sergilemeye başlar.
Macerada 1950 yilinda Maracana'da kaybedilen kupanın brezilyalilar üzerinde yarattığı hayal kırıklığını ve arkadaşı SS üzerinden 1954'de Almanların kazandığı kupa ile Brezilya-Almanya arasındakı ufak atışmaları da senaristler araya yedirmişler.
Her ne kadar kahramanımız futbolu son derece sıkıcı bulmuş olsa da Mister No ile futbolu bir arada görmek son derece güzel. (Okur ile kahramanın kendini özdesleştirmesine güzel bir ornek oldu topa vuruş tekniklerimizin benzer olması. İkimiz de berbatız
)


Tribünde yalnız olmak 1




Ne tezatlıktır, kalabalıklar için yapılmış koltuklarda tek başına oturmak.


Atkı Mania 1



İskoçya-Ukrayna maçında atkı satan kadın.


Selçuk vurdu gol oldu



Galatasaray : 0 Fenerbahçe: 1

İlk yazıya Corto Maltese, futbol filan diye birşeyler karalayacaktım ama kısmet değilmiş. Selçuk vurdu gol oldu, ilk yazı da böyle oldu.

Uzunca süre bilet aradık ama ne sıradan alabildik ne de karaborsadan. Fiyatlar ateş pahası. En komiği de içeri girdikten sonra arkadaşı arayan karaborsacının halen pazarlık yapmaya çalışmasıydı, ‘abi son 175’. Ne vurursam hesabı. Değil 90 TL, 1 TL etmez o eziyet. Ama sonunda varılan haz için dünyaları verecek insan çok. İşte o inanç ile takımını ve arkadaşını yanlız bırakmamak adına Sami Yen kapısına kadar gitmiştik. Gittikten sonra geri dönülmez gayri deyip buyur etti bizi stad ya ona da ayrı bir teşekkür, özleyeceğiz seni be.

Neyse deplasmanların herşeyi ızdırap. Bileti, gidişi, girişi, çıkışı, içersi, dışarsı. Ama ızdıraptan zevk alıyorsan sorun yok.

Toplaştığımızda adam başı bir biletin çeyreği bile düşmüyordu ki o sayılı biletleri de herkes birbirine ikram ediyordu. Kimse diğerini ne içerde ne dışarda yanlız koymamak derdindeydi. Ama beraber gelmişiz buraya kadar beraber gideceğiz sonuna kadar.

İçersi tam olmasa da doluydu dolu olmasına da insan elinde çekirdek o eziyete niye katlanır anlamıyorum. Bu da ızdırapseverliğin keyif düşkünü cinsi mi oluyor acaba, hani ızdırappezevengi gibi.

Biletlerin büyük bölümü yine alakasız insanların eline geçmiş. Ne para var millette ya, anlamak mümkün değil.

Tribün bu bakımdan maç boyu iyi değildi. İyi olduğu anlarda da iyiydi ama. Hele o 45. Dakkadaki ‘Fenerbahçe oley’ histerisi görülmeye hatta içinde olunmaya değerdi. Yavaş yavaş büyüyen, insanın en derindeki isyan duygusunu acığa çıkartan tam bir delilik haliydi. Bütün yaşananlara orada sanki nokta kondu.

Neyse, tatlı bir başlangıç oldu. Böyle hayal etmemiştim ama bu şekil oldu. Kervan yolda düzülür (düzülür müydü? Düzelir miydi?) J