20 Eylül 2010 Pazartesi

Atkı Mania 11- Rambo sahada


Bizim Rambo'dan birkaç sene sonra 2007'de Rambo'nun ağababası Everton çimlerine ayak basmış. Elinde de Halkın Kulübü atkısı. Helal olsun sana John Rocky Rambo :)

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Tribünde yalnız olmak 7



Uzunca bir ara vermiştik. Yavaş yavaş ısınma turları yapalım.
Ara verdiğim bir konuyla girelim olaya yine: 'Tribünde yalnız olmak'

Kuşaklar değişiyor. Stadlar eskisinden büyük ve belki daha da dolu. (Eskinin daha küçük ama koltuksuz üstüste stadlarıyla kıyaslayınca o kadar da kalabalık değil ya, neyse...)
Her geçen gün eski günler daha bir özlenmiyor mu? Her geçen gün o kalabalıkların içinde insan kendini daha bir yalnız hissetmiyor mu? Garip...


16 Temmuz 2010 Cuma

Taraftar olmak



Taraftarlık üzerine yazılmış onlarca şeyden en güzellerinden biri. Duygu Hatipoğlu ile M. Berkay Aydın'ın Bastır Ankaragücü isimli kitaplarından...

"Taraftar" tribünün müdavimidir ve dönem dönem ilişki zayıflasa da ilişkiyi
kaybetmeyendir. Futbolu takip etmenin sadece "topçu hayranlığı değil", ortak bir şeyler
oluşturarak sürece katılmaya çabalamak olduğunu düşünendir. Içerisinde hiç deplasman
kaçırmayana, bol kavga işlerine girenden, deplasmana az gidip içerideki maçları
kaçırmayana; takımının ürününü giymeyi sevenden, "ağır takılıp" ürünsüz gelene kadar çok
farklı tipleri vardır. Önemli ortak özellikleri olarak her an sesin kısılabilme ihtimalinin yüksek
olması, maçı ayakta izlemek ve "biriktirilmiş anı yığını" sayılabilir. Genelde aidiyetleri sadece
kulübe değildir, "herhangi bir taraftar grubuna" da çeşitli yoğunluklarda bağlı olandır.
Içerisindeki çeşitliliklerden ve anlatmanın zor olduğundan çok çeşitli tanımlamalar
yapılabilecek bir tanımdır: Taraftarlık, deplasman otobüsündeki "geyiktir". Maçı izlemeden
gidip gelinen yüzlerce kilometredir. Taraftarlık hatırlamakta zorlanacak kadar anı
biriktirmektir. Şenliktir. Taraftarlık kavgadır, abartmadır bazen yalandır. Taraftarlık hem
sıradan olmak hem aykırı olmaktır. Dostluktur, sürekli yeni insanlarla tanışmaktır. Egemen
medyaya alternatif oluşturmaktır. Taraftarlık espridir, ayrıntılara dikkat etmektir. Hayal
kurmaktır, şu acımasız ve ilüzyon dünyasında Behrengi'nin "küçük siyah balık"ı olmaktır.
Taraftarlık eylemektir, yüksek sesle bağırmak, ses tellerine garezi olmak ve sürekli "ergen"
olma halidir. Aşktır, tutkudur, hesapsızlıktır. Taraftarlık müziklerden rock'tır, protest olanıdır
ve elbette arabesktir; illa klasik batı müziğinden örnek verilirse Beethoven'in Dokuzuncu
Senfoni'sidir. Taraftarlık cop ve biber gazı yeme olasılığının yüksekliğidir, kendini Don Kişot
hissetmektir. Tenefüs zilidir ve tenefüsün kendisidir. Kimi zaman kurgulanan bir itaattir.
"Beleş biletle" işi olsun olmasın bu süreci bilendir. Taraftarlık örgütlü olmaktır, Kıvılcımlıcı
bakışla "ilkelliktir". Haylazlıktır, tebessümdür, "sert yapmaktır". Her dinlediği müzikte "beste
çıkar mı" diye düşünmektir. Çokça dendiği gibi "hayata gider yapmaktır". Taraftarlık bazen
kronik depresif hal, kimi zaman gülme krizidir. Sokaktır, gece parkta kalmayı bilmektir.
Kuşak çatışmasıdır, çelişkidir. Amire, patrona ve yetkiliye bazen içinden bazen kamusal
olarak sövmektir. Ayar vermektir, şakadır. Yıldızlı gökyüzü, sıkılmış yumruktur. Bir açıdan
bataklıktır, kaybeden olmaktır. Düğünlerde kesin sahnede olmaktır veya köşede durup
sürekli ters bakmaktır. Komedi, gerilim, macera ve romantik filmdir. Çocukluğun Şeker
Bayramı anılarıdır. Havadan ve sudan konuşmaktır. Efes'in efsane şişesine, sadece bir basit
"şişe" gözüyle bakmamaktır. Dumandır, sistir, Bob Marley'dir, sokaktır. Duygudur, tatili
sevme halidir, "damat" Lafargue'nin bahsettiği tembellik hakkıdır. Getto'dur, evde
musluktan su içmektir. Taraftarlık, Italya'da 'ultras', Ingiltere'de 'holigan', Arjantin'de 'barra
brava'olmaktır. Çocuklar gibi tedbirsiz, gezginler gibi tetikte olma halidir...

13 Temmuz 2010 Salı

Could you be loved?



Maç uzatmalar sonunda bitmiş, kupayı İspanya kazanmıştı. Ama finalin bence 2 tane akılda kalan hatırası vardı.

İlki beklenen hamlesiyle Jimmy Jump'dı. Bu Katalan'ın artık bu tip organizasyonlarda nereden çıkacağını beklemek, sonucu beklemek kadar heyecanlı ve de zevkli. Helal olsun sana Jimmy. Ve de yere devirmeye çalışan güvenliğe de bir o kadar çüşş. Görüldüğü kadarıyla kupaya sevimli şapkasını takmaya çalışıyor du ki, keşke takabilseydi.

Diğeri ise, son düdük çalmış ve sevinen ile üzülen sahada o çok tanıdık görüntüleri sergilerken vuvuzelaları yaran tanıdık ve insanın içini kımıldatan ritmiyle Bob Marley'di. Dün bir sohbet esnasında arkadaşımın deyimiyle Afrika'nın farkıydı, 'We are the champion' yerine 'Could you be loved'.

Keşke finalin başında Jimmy'ye de biraz sevgi gösterilebilseydi.



6 Temmuz 2010 Salı

Atkı Mania 10 - Dünya kupası özel 2


Atkı mania bölümünün dünya kupası özel dosyasının en güzel resmi. Mick Jagger Almanya'nın İmgiltere'yi 4-1 yendiği maçta.





Bunlar da klasik atkılı pozlar. Hepsine sonsuz selamlar.


Tour de France 2010



Geldi çattı tur günleri. Beni dünya kupasından daha fazla heyecanlandıran ve de genç olmadığıma hayıflandıran bir spor olayı.

Futbolun her türlü sevimli ve de çekici yönüne ragmen ülkemizde spor olarak çok popüler olmayan ama izleyince insanı içine çeken ve bir o kadar da sokaga, bisiklet kullanmaya iten bir yarışma. 20-21 gün süren, verilen aralarıyla 4 haftaya varan ve hem yerinde hem de ekran başında milyonlarca kişi tarafından izlenen dünyanın en önemli ve de eski organizasyonlarından biri.

İzleme imkanı olanların kesinlikle kaçırmaması gereken bir etkinlik. Her gün koşulan mesafeye göre değişiklik gösterse de 3-4 saat kendini izletiyor. O büyüleyici dağ görüntüleri, köy kasaba geçişleri, sprintler, arabaların zor çıktığı zirvelere tırmanışlar, kazalar, dopingler, dramatik vedalar, gözyaşı, sevinç ve en önemlisi insanüstü efor.

Viva la Tour!...

25 Haziran 2010 Cuma

Affet bizi Kazım





aramizdan gocusunun 1. yilinda asagidaki satirlari yazmistim

'ah kazım ah

92 yılında Ali ile kurdukları grup Çağdaş Sanat Atölyesi (ÇSA) bünyesindeydi. ÇSA ise kökleri kazlıçeşmeye dolayısıyla deri işçilerine dayanan bir sanat atölyesiydi. ilk çalışmalarına zeytinburnunda başlamışlardı. isimleri henüz Dinmeyen değildi. aynı siyasi çevrenin havasını soluyorduk. klasiktir. her siyasi çevrenin bir sanat çevresi ve buna bağlı müzik, tiyatro grupları olmazsa olmazdı. onlarda bizim olmazsa olmazlarımızdı. grev, direniş ziyaretlerimizde, gecelerimizde mezarbaşı anmalarımızda gözlerimiz onları arardı. arardı aramasına ama onlar kendi kafalarına göre takılırlardı. biz onlardan daha sert, militan marşlar, devrimciliğimizi pekiştirecek parçalar beklerken onlar daha içli, duygusal ve düzenlemesi yerli yerine oturmuş parçalar çalarlardı. en ileri gittikleri parça 'direniş marşı' ve 'kavganın ortasında'yken biz onlardan yeni bir grup yorum çıkışı bekliyorduk.
siyaset sanat çatışması kendimizi en özgün gördüğümüz anlarda bizi her tarafımızdan hançerledi. beyoğluna toplu göç akımında ÇSA'da yolunu tutmuştu. tepkiliydik, öfkeliydik. niye sınıfın içinde değilde barların içinde bir sanat çalışması? kafamız almıyordu. en tepkililerimiz öfkelerini uç noktalara kadar götürmüşlerdi. ali, kazım, gürsel gönül bağlarımız yavaş yavaş kopuyordu. boğaziçi üniversitesindeki bir şenlikten sonra dönerken sahne performansı üzerine konuşurken kazımla o rock yapmak istediğini anlatırken ben ona halkın müziğinden bahsetmeye çalışıyordum. ama ne kadar ilginçtirki evde led zepplin vazgeçilmezimdi.
direne direne albümlerini yaptılar. bizim siyasetin grubununda bir kaseti olmuştu en sonunda. ama yorum, ekin, kutupyıldızının yanında biraz sönük kalmış gibiydi. birde zuğaşi berepe albümü.
velhasıl ayrılık rüzgarları 95-96 yılllarında nice tarlayı yerle yeksan etti. bizde kökümüzden budanmış gibi ne yapacağımızı bilmeden ortada dolanıyorduk. merkez kendinden olmayana tavrını koyuyordu. demir cubuklar kazım'ı, ali'yi, gürsel'i ararken baska bir ali'de bedenlendi.
en son evelsi yıl çok katılmak istediği ama katılamadığı geleneğe ait bir yemeğe telefonla bağlandığında birkaç isim kendisine sayıldığında gülerek 'ooo beni kanser edenlerin hepsi oradaymış' diye dalgasını geçmişti.

ah kazım ah
affet bizi'



sicak mi sicak bir yaz gunu antalyadan tatilden donerken afyon civarinda geldi haberi. 1 hafta kalmistik antalyada. giderken yine gazetede haberini okuyup huzunlenmistik. bilmiyorduk donus yolunda kara haberin gelecegini.
ertesi gun cenazesine kostuk acikhava tiyatrosuna. ozlem ile yolda konusamiyorduk. sadece birkac laf ettik. o da eski dostlarinin yalniz birakmiyacagi bir cenaze toreni beklentisiydi. acaba ona o zaman haddini bildirmek isteyenler de gelirmiydi filan. ama tiyatroya gelince anladikki o artik baska bir bedene burunmus. yasarken istedigi gibi kimliksizlesmis, sinifsizlasmisti.
torene 5000 civarinda insan katilmisti. o cehennemi sicaga ragmen binlerce insan nasil aglamistik anlatmasi cok zor. herkes birbirinin omuzunda agliyordu. sarkik biyikli, turbanli, anarsist, kemalist, escinsel, kurt, turk, laz herkes tek bir duyguya agliyordu.
vay be kazim, o kadar ugrasip yapamadigimizi sen yapmistin ya helal olsun sana.
zugasi berepe (denizin cocuklari) ile daglarin cocuklarini nasil kavusturmustun helal olsun.

senin icin cok laf soylendi, cok belgesel yapildi. cok yere ismi verildi. ama inanin konusmasi gereken yakin dostlari, yol arkadaslari hic konusmadilar. Onu onlarin agzindan kimse daha dinlemedi. onlar hep huzunlu durdular, kadere lanet edercesine. onu onlardan bu kadar erken koparttigi icin.


16 Haziran 2010 Çarşamba

Atkı Mania 9 - Dünya kupası özel



Dünya kupasına gitmis olsanız böyle bir atkı tezgahıyla karsılasmanız büyük olasılık taşıyor.




Avustralyalıların futbol kültürü biraz amerikanvari. Sokerosmuş... allah sabır versin :)




İşte kararlı adımlarla stada giden Cezayirli apaçi kardeşim. Üstteki Avustralyalılarla ayrı tribünlerde olursunuz umarım. Atkı sadece boyna baglanmaz :)

Dünya kupalarının antipatik görüntüleri

Her dünya kupası geldiginde ekranı ve gazeteleri bu tip görüntüler kaplamaya baslıyor. Yahu ne alakası var futbol ile ve tribün ile anlamıs degilim. Ama bana hiç çekici gelmiyor bu görüntüler. Futboldan ve tribünden sogutuyor.

Elbette bir kulüp sampiyonasında görüntüler görmek imkansız ama ingilizlere sükrediyor insan. En azından biraz da olsa futbol seyircisi sayısını arttırıyorlar.

Ya da 2006'nın ortalıgı mesalelerle yakan hırvatları. Dünya kupasının alısık olmadıgı ama gözlerdeki pasları silen görüntüleriydi.





14 Haziran 2010 Pazartesi

Atkı Mania 8,5

Amacım Dünya Kupasından atkı resimleri koymaktı. Ama bu resmi görünce nasıl bir hayal kırıklıgına ugradıgımı anlatamam. Tribünleri ruhsuzlaştıran vuvuzela saçmalığı sokakları da ele geçirmiş. Atkı isteyene istediğiniz takımın vuvuzelasını veriyorlar galiba. Pes vallahi ve de yuh.

Gerçi suyu çıkan atkı toplama olayına yeni bir soluk olabilir vuvuzela koleksiyonu. Cümlenin ikinci kısmını şaka olarak algılayın lütfen.



30 Mayıs 2010 Pazar

Fenerbahçe taraftarı yolunacak kazmış...



Birkaç hafta önce, lig bitmeden bir derleme yapmıştım. Sezon bitince derleme de tamamlanmış oldu. Üç kulübün sezon boyunca uyguladığı ve uygulanan resmi bilet fiyatlarını alt alta yazıp topladık. Sonuç tahmin ettiğimiz gibi Fenerbahçe seyircisine giren koca bir kazık olarak belirdi. Resmi bilet fiyatları diyorum çünkü içinde Kasımpaşa'nın açıkladığı ama Fenerbahçe Kulübünün seyircisine farkı yansıtmadığı rakkamlar gibi olaylar da var. Fakat belirleyici olan resmi rakkamlar, yoksa pekçok insan Sami Yen'e para vermeden de girdi.

Sezon boyunca en ucuz yerden bilet alarak stadlara giren Fenerli seyirci toplamda 1450TL Galatasaraylı seyirci 204 TL eksik ile 1246 TL Beşiktaşlı seyirci de 411 TL eksikle 1039 TL ödediler. Üstelik Fenerli bir seyirci Galatasaraylıya göre 2 maç daha fazla eksik izleyerek.

Ortalama 1 biletin fiyatı Fenerli seyirciye 48.3 TL'ye gelirken Galatasaraylı seyirci 38.9 Beşiktaşlı seyirci ise 35.8 TL ödemiş oldular. Beşiktaşlı ile Galatasaraylı seyircinin ödedikleri ortalama bilet birbirine yakın iken Fenerbahçeli bir seyircinin ödediği fark oldukca fazla.

Diğer yandan uygulanan farklılıklar da dikkat çekici. Fenerbahçeli seyirci Kadıköyde oynanan Galatasaray maçına 66 TL, Beşiktaş maçına 44 TL'ye bilet alırken Samiyen'de 90 TL'ye, İnönü'ye ise 75 TL'ye bilet alabildi.

Diğer farklılıkları yukardaki tablodan görüp, karşılaştırabilirsiniz.

Fenerbahçelileri en çok yaralayan ise sezon başında Kulübün uyguladığı Bilet fiyatı politikasıydı ki yarım sezon fahiş fiyattan neredeyse boş tribünlere oynayan takım fiyatların aşağı çekilmesiyle tribünleri doldurabildi. Bu süreçte yaşanan protestolar çok kalabalık olmasa da oldukca etki yarattı denebilir. Umarım önümüzdeki sezon aynı uygulamalara maruz kalmayız da biz de rakiplerimiz kadar para harcarız.


26 Mayıs 2010 Çarşamba

Tribünde yalnız olmak 6



Bazen insan tribünde kendini kuş gibi özgür hisseder...

Atkı Mania 8


Liverpooldan bir tezgah ve bir atkı



Manchesterda 7'den 70'e protesto var.


23 Mayıs 2010 Pazar

Atkı Mania 7



Bu da Ukrayna'dan bir tezgahta atkılar. Ukrayna'dan verilen siparişlerde bu mamülleri görmek yüksek ihtimal :)


Bu da Manchester'in protestocu takımının boykot atkılarını satan işportacısı.


22 Mayıs 2010 Cumartesi

Tarih duvardan kazınmıyor


Eski bina, müze ve tarihi mekanlarda sıkca karşılaşılan bir durumdur, restorasyon esnasında sıvanın veya boyanın altından bir duvar resmi veya figürünün çıkması. O yüzden çok eski binaların duvarına değişik tekniklerle restorasyon uygulanır. Altta olan veya olma olasılığı taşıyan resimler zarar görmesin, bugüne de bakabilsinler diye. Ve çoğu bölük pörçüktür bu resimlerin. Ya tesadüf eseri bulunduğu için yiyivermiştir bir gözüne spatulayı ya da duvar o tarihi artık üzerinde taşıyamayacak kadar yorgun ve de yaşlıdır.

Ve de çoğunlukla bu topraklarda yoksayılmaya çalışılan ve de unutturulmaya dönük bir kapatmadır sıva altına itilmeye çalışılanlar. Ya bir mabed ya sakinleri uzaklaştırılmış bir ev. Yeni sahipler her daim üzerine bir kaplama çekmeyi ve tarihi o andan başlatmayı seçmişler. Ama tarih bu, duvarda da olsa, yerin altında da olsa durmuyor, mutlaka kusturuyor kendini. Unutturamazsınız dercesine.

Geçenlerde işe giderken gördüm bu resmi. Daha doğrusu asılmış bir afişten sökülemeyenleri. Bana tarihi dokuya işlemiş ve restorasyonda bulunmuş bir resmi anımsattı. Herkesin önünden umarsızca geçtiği, kimsenin kafasını çevirip bakmadığı. Ama her daim orada ya da oralarda duran. Yani buradan hiç gitmeyen. Götürülmeye çalışılsa da, yok edilmeye çalışılsa da hep burada olan. Yani unutulmayan. Hayatları direnç olmuşdu. Suretleri bile direniyor. Helal olsun sana çocuk...





9 Mayıs 2010 Pazar

Marsilya Şampiyon

Gönlümüzün sultanları birer birer tepelere kuruluyor. Lyon sıkıcılığı geçen sene son bulmuştu. Bu sene Fransa Ligi'nin son yıllardaki en renkli sezonu oldu gibi. Lyon geride kalınca herkes yukarı asıldı ama galip MARSİLYA...

Tebrikler...

Livorno düşmeyip, AEK'de tepeye çıkaydı keşke...


St. Pauli'ye tebrik gönderen CU'84




St. Pauli Bundesliga'da

Gönlümüzün sultanı St. Pauli tekrar Bundesliga'da. Bayern'in baş belası geri döndü.



















24 Nisan 2010 Cumartesi

Atkı Mania 6


Portekiz, Lizbon'dan Sporting maçı öncesi atkı tezgahları



Bu de Sevilla'lı bir atkı-bayrak satıcısı



Gündüz maçı



Bugün Kasımpaşa'ya gidiyoruz. Maç gündüz. Erkenden gideceğiz. Özlemişiz gündüz maçlarını

This is not Barcelona

Yazıları yavaş yavaş burada toplayalım
1 sene olmuş gideli. Arşivden bir Barcelona ziyareti yazısı.

11-12 Nisan 2009
Barcelona: 2 Reactico Huelva: 0

Yurtdışında maç izlemek uzun yıllardır gerçekleştirmek istediğim bir şeydi. Ama bir türlü olmamıştı. 2 yıl önce 2007'de ilk defa bu fırsatı yakalama şansım olmuştu ama Sevillalı fubolcu Puerte sahada ölünce maç ertelendiği için AEK maçını izleme şansım olmamıştı. Şimdi ise kısa süre önce organize edilen bir seyahatin önemli bir parçası olmuştu bu şans. Barcelona'ya yapılan 4 günlük bir tatilin içinde o tarihlere denk gelen bir maç vardı; Barca-R. Huelva La Liga karşılaşması. Seyahatin çok talihsiz bir tarihle çakışması içimde bir sıkıntı yaratsa da yapacak çok şeyimin olmamasını bu maç ile hafifletmekten başka seçenek yoktu elde.

her tur ters giden ise ragmen vizeyi alinca gidis kesinlesmisti. e gidis kesinlesince mac biletini almak da kacinilmazlasmisti. internetten kolayca alinan bilet (gerci bileti ele alana kadar halen bunu becerebildigime inanmamistim ya) nou camp'in (ya da camp nou'mu?) kapilarini bir anda aralayiverdi haci kardeslerinize. bilet en ucuz yer olan karsi tribunun en ust katindandi. fiyati 40 euro. bizimkine gore pahali ama o tarihlerde istanbulda olsam malum maca en az 100 tl verecen olm deyip verdik eurolari. (o tarihte pahali gelmis bu fiyat ama gecen zaman oldukca yaklastirmis bizi barca’ya)

barcelonaya indik ve gozlerim hemen gazete bayilerini taramaya basladi. sozkonusu olan Barca ve bir gun once bayerne atilan 4 goldü. haliyle sehir gazeteleri olayi kapaktan vermisti. (madrid gazetesi olan AS'da ise haber bilmemkacinci sayfada yer aliyordu. kapakta ise KAKA ve madridin teklifi falan) bi sonraki gun bi de basket takimi final foura kalinca gazeteler kapagi ikiye bolmek zorunda bile kaldilar. ayni 2007-2008’deki biz :)



neyse mac gunu geldi catti. once stada gidip bileti almak lazim. malum stad 100 bin. millet mac saatinde yuklenir falan. sona birakmiyalim. ufak bir arastirma sonucunda hangi metro ile stada gidilecegini cozmek zor olmadi. attik kendimizi metroya. ulan sanki metronun merdivenlerinden direk stada cikacakmisiz gibi. ama o da ne bi yagmur var ki hafiften tad kaciran. ama hazirlikliyiz. fenerbahce yagmurlugumuz var allahtan. metro cikisinin karsisindaki ykm benzeri bir magazada biraz zaman gecirelim diyoruz. kitaplara bakiyorum. iyi ki de bakiyorum. eski bir dostun halen basildigini gormek beni cocukluguma goturuyor, gozleri doluyor. ah ulan milliyet cocuk, ah ulan simsek santrafor... ingilizce olsan alacam serefsizim.


isimizi bitirince kendimizi veriyoruz stad tarafina. 1-2 sorustan sonra bos yollarda karsimiza cikiveriyor 100 binlik yapi. ahanda orada ve gercek. giselerde kuyruga girip bileti tereyagindan kil ceker gibi alinca anliyorum ki biz bu maca harbi girecez. hemen klasik stad onu dukkanlari bir tavaf. seyyarlar yeni aciliyor ama hepsi official. bir kac tanesine boixos nois'i soruyoruz ama hepsinin yuzu dusuyor sorunca. cat pat toplandiklari yonu ogreniyoruz. ve geri kalanini mac saatinde halletmek icin bolgeyi terkediyoruz.


aksam mac saat 20'de. biz 17 gibi stada hareket ediyoruz. malum havayi soluyacagiz, bira icecegiz falan. metroya binerken bir ihtiyar yanasiyor ve atkimizi soruyor. fenerbahce deyince hemen aragones ve guiza diyor ve de ekliyor 'sympatic team'. ehe ehe insan nasilda mutlu oluyor :) yine metro ve yine o durak. inince hemen ilk bakkaldan biralar cebe. bakkal bunlari icemezsiniz orada diyor. ne demek bu ya? sana ne. megersem icerde icemezsiniz diyormus. hay senin ingilizcene. elde bira biraz tedirgin gidiyoruz stad onune. ne de olsa yabancisiyiz ortamin. o sirada yagmur basliyor yine. stadi tavaf ederken hemen nou campin yanindaki salonu goruyoruz. icerde bir mac var ama kimseden ogrenemiyoruz ne maci oldugunu. millet giriyor iceri. sonra goruyoruz giselerde megersem hentbol maciymis. bize gelmez. shopu geziyoruz. urun olayi fenerium gibi. cok carpan birsey yok urun olarak. arada bir tribun gibi bisi yapmislar millet oturup televizyondan eski maclari izliyor. acayip forma kuyrugu var ve aninda isim yazma olayi.

cikiyoruz oradan bi kalabalik. futbolculari bekliyorlar. stadin futbolcu girisinde ama galiba arabalarla geliyorlar. vazgeciyoruz beklemekten. su boixosu bulalim. sora sora barlarini buluyoruz. ufak bir bar ama elemanlar kapida iciyorlar. karsi kaldirimdan bakiyoruz biraz. uzerlerinde atki matki yok elemanlarin. ingiliz cetesi gibiler. bulasmiyoruz. millete sordugumuzda neden suratlarin dustugu anlasiliyor biraz. ufak ufak stada uzanalim diyoruz. yoldan toplu olarak her yastan takim geciyor. ve her milletten. uzerlerinde esortmanlar 20-25 kisi amerikan bilmemne takimi, isvicre cocuk futbol takimi, fransizlar, belcikalilar, japonlar.... yeter be. sanki birazdan icerde mini bir dunya kupasi duzenlenecek gibi. herkes halinden memnun. yagmur da yagmasa ortam tam bir karnaval havasinda olacak ama kimsenin keyfi kacik degil. turist sayisinin coklugu bizleri sasirtiyor. millet maca degil de barcelonanin seyahat esnasinda gorulecek yerlerinden birini ziyarete gelmis gibi. bazi katalanlar merakla atkilarimiza bakiyor ama ortada o kadar cok kendi formasina giyen var ki biz de arada eriyip gidiyoruz.

ilk kapidan girince stadin yaninda buluyoruz kendimizi. giris önü guzel iki heykelle suslenmis biri kaleci vucudu digeri sut atan futbolcu figuru. bir de butun stadin etrafi dunyanin cesitli yerlerinde kurulan resmi barca kuluplerinin amblemleriyle donatilmis.

giris kapimizi bulup basliyoruz tirmanmaya. tirman tirman tirman bitmiyor. en sonunda variyoruz en tepeye. maca daha yarim saat var ve stad bombos. zaten yagan yagmur katilimi azaltacak gibi. resim cekinip :) en ustte basliyoruz turlamaya. turlarken geyik boyu geciyor. 'ulan bizden baska fenerli varmidir' derken uzaktan son derece tanidik renkler en ustte bir monttan cikmis bize bakiyor. 'yavrum be' deyip adamin ustune atlayinca arkasi donuk arkadas ustumuzdeki renkleri gorunce rahatliyor. ayak ustu hos bes, telsimde kombineleri varmis kari koca filan falan derken. arkadasin esi de yagmurlugunu cikartiyor, ikisinin resimlerini cekip devam ediyoruz turumuza. en sagda en ustte bir grup reactivolu demirlerle cevrilmis yerdeler. ama diger tribunlerin arasinda da tek tek mevcutlar. oturdugumuz yerin onunde de bir huelvali mac baslarken takimini bayragi ve formasiyla selamliyor. biz de bu davranis karsisinda arkadasa oldukca fazla sempati besliyoruz.


mac saati geliyor. stadda tek gurultu oldukca fazla sayidaki cocugun ellerindeki havali korna benzeri ses cikaran duduklerden cikan ses. bu ses butun mac susmuyor. cok sinir bozucu. ve barca marsi basliyor. butun herkes (bizler ve bizim gibiler de) katilabilsin diye skorboarddan kareoke seklinde sozleri geciyor. alismamamisiz tabii. bize oldukca komik geliyor. ve neredeyse tek tezahurat. bizim feener feener seklinde arada alkislarla barca barca. eee otesi yok mu? vallaha yok. kale arkasinda konuclanan az sayida boixoslu kendi halinde bayrak filan salliyor ama turist cogunluk arada birilerinin baslattigi (bu birileri siz de olabilirsiniz) barca barca ya cok merakli. herkes mutlu. bunu bilen boixosta arada bir barca barca yapiyor herkes barca barca. cok komikti ya.

mac basladi ve dakka 1 gol 1. bol gollu gececek gibi derken barcelona vites dusuruyor. arada messi, henry, iniesta falan bi vites yukseltiyorlar ama gerek de gormuyor gibiler. huelva birkac ataktan bos donuyor. biraz becerikli olsalar one bile gecerler ama mac kesinlikle o sekilde bitmez. haa unutmadan barca gol kacirinca staddan 'huiyy' diye bir ses cikiyor. duymaniz lazim. yagmur yagiyor ama herkes israrla oturuyor. ulan ayaga kalkin be. yok nafile. devre arasi geyik yapiyoruz. ikinci yari henrynin ofsayt diye sayilmayan golu, huelvanin kendi kalesine attigi gol, messinin kacirdigi penalti, 70 gibi oyuna giren ersen martin ve hareketlenen huelvanin yakaladigi firsatlar ve ersenin ofsayt gerekcesi ile sayilmayan golu derken 90 dakka tamamlaniyor. sonlara dogru seyirci ayaga kalkiyor ama meksika dalgasi icin. son duduk ve 5 dakkada disardayiz. stad 100binlik ama oldukca bos. ertesi gun ogreniyoruz ki stadda 50bin kisi varmis. metroya yonlenmisken anliyoruz ki staddan cikmak kolay ama metroya binmek zor. yaklasik 30 dakkada binebiliyoruz.

ilk deneyim icin cok parlak bir stad secmemisiz. ortam sirk gibi. barcelona su an sehrin turistik ziyaretlerinden biri. aziz yildirim icin bile sanirim cekilmez bir ortam :) insan orayi gorunce kadikoye sukrediyor.
bir de bu sehirde espanyollu olmak zor be. adamlar kendi maclarinin oldugu gun oldukca sikinti cekiyor olabilirler.

bu mac bitiyor ama karnima agri saplaniyor. ulan yarin esas mac var ve biz ne yapacagiz?

sabah kalkinca ilk is gazetelere saldiriyorum ve orada once haberi sonra da televizyon yayinini buluyorum.
tamam da bunu yayinlayan yeri nereden bulacaz? otele soruyorum, varmis. ama o saatte otelde olamayiz ki. otel beylikduzu mesafesinde. el mecbur sehirde bulacaz bisiler.
bir cok bar ve pub girisinde yayinlanan maclarin listeleri var. her tur futbol, rugby filan mevcut. ama bizimki yok. aklima gordugum bir donerci geliyor ismi A la turca. onlar bilir. ama oraya ulasinca goruyorum ki icerde calisan turk yok. hepsi hintli ve pakistanli. bi yer tarif ediyorlar ama yok oyle bir yer. sonra nemrut diye bir yer vardi ters tarafta oraya gidiyorum ve bir gun once tanistigim adiyamanli cocugu buluyorum. o bana bir yer tarif ediyor. (ismi Temple stone adresi escudellers 24, 08002 tel 93 317 14 24 - birine lazim olursa buradan bulsun. onemli bilgidir paylasalim :) ) en sonunda buluyorum. iste orada. mac 0-0 dakka 36 ve ben televizyon basindayim. ustum yagmurdan, icim terden sirilsiklamim. barin her kosesinde baska bir mac. biz yaklasik 20 kisi seyrediyoruz. birkac gs'li formalari giymisler. bir cubuklu ve bende sapka var gerisi fenerli ama forma filan yok. neyse mac hakkinda soylenecek bir sey yok burada.

gittik ve bunlari gorduk.
bu arada barcelona cok guzel sehir. gorulmeye deger.

Fenerbahçe taraftarı yolunacak kaz mı?



Haftabaşı Kasımpaşa yönetimi resmi bilet fiyatlarını açıkladığında 'çüşş' demiştik. Fiyat 120 TL. Gerçi aynı çüşü sezonun ilk yarısında Galatasaray maçında da aynı biçimde açıkladıklarında da vermiştik ya, Beşiktaş maçında 50 TL'ye indirdiklerinde herhalde bize de bu tarifeyi uygularlar dedik ama yanılmışız. Aziz Yıldırım devreye girince bir formül bulundu ama o formül için de kritik dönemeçte söylenmeler başladı. Neyse olayın o boyutu bu yazının konusu değil. Yazı sezon başından beri bilet fiyatlarıyla ciddi bir boğuşma içinde olan Fenerbahçe taraftarı ile ilgili.

Sezona 100 TL'lik Denizli faciasıyla başlarken başımıza geleceklerin ufak bir sinyali de veriliyordu. Hemen ertesi hafta kendi sahamızda Denizli'yi aratan performans ile karşılaşınca tepkiler de ufak ufak yükselmeye başlanmıştı. Derbiler dışında rakiplerin yanına bile yaklaşamadığı 55 TL'lik dehşet çok uzun sürmedi allahtan. Bu sezon bilet fiyatları açısından Aziz Yıldırım yönetimini en uçlarda gördük hep. Söylendiğimiz, tepki verdiğimiz andan bilet fiyatlarını 22 TL'ye çektiği ana dek hep en uçta.

İşin ilginç yanı en pahalı maçlar olan derbilerde uyguladığı fiyat politikası ile rakiplere neredeyse açık ara fark attı. Fenerbahçe'nin içerde Galatasaray ile oynadığı maçın bileti 66 TL iken deplasmandaki fiyat 90 TL, Beşiktaş ile Kadıköyde oynanan maçın bileti 44 TL iken İnönü'de oynanan maçın fiyatı 75 TL idi. Bu ikilinin Samiyen'de oynanan maçın fiyatı 50 iken Beşiktaş tutarlılığını koruyarak 75 TL'de devam etmişti.

Fenerbahçeli bir taraftarın açıklanan resmi ve en düşük fiyatlar ile bir sezonu şu ana kadar (üstelik 2 maçı cezalı olmasına rağmen) 1322 TL'ye, Galatasaraylı bir taraftarın 1186 TL'ye, Beşiktaşlı bir taraftarın ise (1 maçı seyircisiz olarak) 1039 TL'ye gelmiştir. Ortalama rakamlar ile Fenerbahçeli bir taraftar maç başına yaklaşık 49 TL öderken Galatasaraylı bir taraftar 41 TL Beşiktaşlı bir taraftar da 37 TL ödemiştir. Rakamlar resmi açıklanan en düşük rakamlardır.

Genel fiyat politikası açısından Denizlisporun bu üç takıma da uyguladığı 100 TL pahalı ama ayrımsız bir fiyat olarak dikkatleri çekmektedir. Sivassporun 10-15-10 TL'lik biletleri de gözden kaçırmamak gerek. Diğer farklılıklar tabloda mevcut.

Bu sezon da Fenerbahçe taraftarı rakiplerinden fazla para harcayarak noktalamak üzere. Fenerbahçe ile oynayan büyük çoğunluk bu maçları fırsat olarak görüp vurabildiğini vurma yoluna gidiyor. Olan bizlere, Fenerbahçe taraftarına oluyor.

YETER ARTIK ÇEKİN ELİNİZİ CEBİMİZDEN.

14 Nisan 2010 Çarşamba

15 Nisan 1989



21 yıl olmuş. Haberlerde gördüğüm görüntüleri hatırlıyorum. insanların çaresizce sahaya girişini ve ezilen insanların görüntülerini. Bu olaydan 4 yıl önce yaşanan faciada ölümler naklen gözlerimizin önünde gerçekleşmişti. Hillsboroug'da ise haber bültenlerinde. 96 insan orada bir futbol maçında öldüler. Hem de çatışma, kavga, şiddet filan değil. Gayri insani stadlar ve içindeki gayri insani uygulamalar sonucunda.

İstanbul'daki 2005 Şampiyonlar Ligi Finaline gelen Liverpoolluların arasında bir misyoner gibi facianın takipciliğini yapan ve herkese bıkmadan olayı anlatan insanlar mevcuttu. Sessizce ve uzun uzun onları izlemiştim. Olayın üzerinden o kadar sene geçmiş olmasına rağmen acıları halen tazeydi ve o tazelikle anlatıyorlardı.

Ve halen Liverpool tribünleri olayın takipcisi. Ne onlar unuttu bu olayı ve ölen 96 arkadaşlarını ne de bizler unutalım.







11 Nisan 2010 Pazar

Atkı Mania 6


En güzeli :) Kendi atkini kendin yap (DIY). Adamcagiz bakmis kafasina göre atki yok, almis eline sazi.



Bu da üsttekinin antitezi gibi. "Bunun üzerimdekine uygun söyle narcicegi ve ebruli olanindan yok mu" Abla haftasonu oynanan R. Madrid-Barcelona macina gitmis atki seçiyo. Madrid'de Barca atkisi seçtigi için saygi mi duymali yoksa yukardaki sanal diyaloga mi vermeli kestiremedim.



Bu da Portekiz'den bir seyyar. 'Atkidan, sapkadan, bayraktaaan...'